
"Çevre"; canlıların içinde yaşadığı ortamdır. Bu ortamı, hava, su, toprak, bitki, hayvan, sıcaklık, soğukluk gibi canlı ve cansız varlıklar oluşturur. Başka bir ifade ile çevre; insanla birlikte tüm canlı varlıkları, cansız varlıkları, canlı varlıkların eylemlerini etkileyen ya da etkileyebilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik, toplumsal nitelikteki tüm etkenleri kapsamaktadır.
Yüce Allah, insanın da içinde bulunduğu tabiatı canlı ve cansız varlıklarıyla birlikte bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Ancak, insanların tutum ve davranışlarından dolayı, genel anlamda çevrede bozulma ve kirlenme meydana gelmiştir. Kur’an’ı Kerim’de Rum Suresi 41. ayeti kerimede mealen şöyle buyurulmaktadır. “İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”
Günümüzde, erozyon gerçeği, fabrika atıkları, hava, su ve denizlerin kirlenmesi, bunların sonucu olarak da asit yağmurlarının yağması, iklim değişikliği gibi küresel çevre kirliliği ve sorunları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Çevre sorumluluğu içinde temizliğin önemli bir yeri vardır. O halde kendimize hizmet eden caddelerin, sokakların, parkların, ormanların, akarsuların, göllerin, denizlerin, kısacası doğal çevrenin temiz tutulması ve korunmasıyla ilgilenmeliyiz. Nitekim günümüzde, bazı insanların dinlenme ve piknik yeri olarak kullandıkları yeşil alan, ormanlık, ağaçlık veya park yerlerine, yiyecek ve piknik atıklarını bıraktıklarını ve bazı yerleri de tuvalet gibi kullanarak kirlettiklerini üzüntü ile müşahede etmekteyiz. Peygamberimiz (sav) “Lânet edilen iki şeyden sakının!" buyurdular. Ashab, “Lanet edilen iki şey nedir?” diye sordular. Hz. Peygamber de, “İnsanların yolu ve gölgelendikleri yeri kirletmektir ” buyurdu.
Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) bir başka hadiste de “(İnsanlara) eziyet verici bir şeyi yoldan kaldırman sadakadır.” buyurmuştur. Bu hadiste “eziyet veren şeylerin giderilmesi” ifadesinin kapsamı gayet geniştir. Yoldaki bir dikenden, evdeki bacadan çıkan dumana, hayvan gübrelerinden, atılan her türlü çöpe; arabanın egzozundan gürültüsüne; bağırarak konuşmadan kavgaya; kötü görünümlü olmadan edebe aykırı giyime kadar, maddi ve manevi hoşa gitmeyen rahatsız eden her şeyi kapsamaktadır.
Bu dünyada istifademize sunulan şeyleri, kendi ihtiyacımız ölçüsünde kullanarak, israfa sapmamakta çevre bilinci içinde yer almaktadır.Zira İsraf çevrede dengenin bozulmasına sebep olur. Çevrede dengenin bozulması ise, tabiatta sağlıksız bir ortamın oluşmasını, bu da canlıların hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürememesi sonucunu doğurur.
Yaşadığımız yer, atalarımız tarafından çocuklarımıza bırakılmak üzere bizlere emanet edilmiştir. Bursa’nın bugün ki sakinleri bizleriz. Gelecek nesle yeni eserler bırakamazsak bile, en azından bize devredildiği gibi, gelecek kuşaklara devretmek yükümlülüğü altındayız. Camiler, türbeler, hanlar v.b.leri tarihi eserler, ancak insanların korumasıyla, sahip çıkmasıyla, ayakta kalabilir, geleceğe miras bırakılabilir. Bu anlamda bulunduğumuz yerdeki ata yadigârı eserlere sahip çıkmak, bizler için bir görevdir. Bilindiği üzere yüce dinimiz ırkı, dili, kültürü, rengi ne olursa olsun herkesi insan paydasında birleştirir.Yaratılan,yaratandan dolayı sevilir. İnsana haksızlık ve saygısızlık “kul hakkı” olarak değerlendirilir. Kul hakkı biz müslümanlar için en fazla korkulan ve kaçındığımız bir haktır.İşte kul hakkı,birlikte yaşamanın, temelini oluşturur. Birlikte yaşadığımız diğer insanlara karşı saygılı olmak, çevreye karşı duyarlı olmak, kamu mallarına zarar vermemek, olumsuzluklar karşısında sessiz kalmamak, iyiyi doğruyu teşvik edip desteklemek, başkalarının hakkını gasp etmemek, güzel ahlaklı iyi Müslüman olmanın özelliklerindendir.
Çevreyi kirletmek, sadece çevreye karşı işlenmiş bir kötülük değil, aynı zamanda aynı ortamı paylaşan diğer canlı ve cansız varlıklara karşı işlenmiş bir suçtur. Peygamberimiz(s.a.v): “Müslüman müslümanın elinden, dilinden güvende olduğu kimsedir” buyurmaktadır. Çevreyi kirleten, doğal zenginlikleri fütursuzca kullanan bir kimse, dolaylı olarak diğer insanlara zarar vermektedir. Dolayısı ile hadisi şerifte belirtilen güven sıfatını zedelemektedir.
Canlı ve cansız varlıklarıyla çevrenin bize birer emanet olduğu, bu emaneti iyi kullanmadığımız takdirde, Allahü Teala’nın huzuruna çıktığımızda, kötü ahlakın da belirtisi olan çevreye karşı yanlış tutum ve davranışlarımızdan hesaba çekileceğimizi unutmayalım.
Gürsu İlçe Müftüsü Mehmet Köktaş
---------------------------------------------------
Çocuk bölümü
------------------------------------------
TENBİHNAME
13 Nisan 2022 Çarşamba
Hicrî 12 Ramazan 1443
Bir Ayet
Sen Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O'nundur ve kesinlikle O'na döndürüleceksiniz. ﴾Kasas, 28/88﴿
Bir Hadis
“Ümmetimde câhiliye âdetlerinden kalma dört şey vardır ki bunları (kolaylıkla) terk edemezler. Bunlar; asaleti ile öğünme, nesepleri kötüleme, yıldızlarla yağmur isteme ve bağıra çağıra ölülere yas tutmadır.” (Müslim, Cenâiz, 29)
Bir Dua
“Allah’ım! Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden, tenimin kötülüğünden sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 4)
Bir Öneri
Kur’an’dan bir sûrenin mealini, bir aşk mektubu heyecanıyla, okuyabilirsin!
------------------------------------
KISSADAN HİSSE
GÖL OLMAYA ÇALIŞMAK
Hintli usta, çırağının sürekli şikâyet etmesinden usanmıştır. Bir gün ondan tuz getirmesini ister. Çırak tuzu getirdiğinde ustası ona bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, ustanın dediğini yapar; ancak tuzlu suyu içtiği an yüzünü ekşitir.
“Tadı nasıl?” diye soran ustasına öfkeyle: “Acı!” der. Usta gülerek çırağını dışarıya çıkarır. Gölün kıyısına kadar yürürler. Bu sefer çırağına bir avuç tuzu göle atıp gölden su içmesini söyler. Çırak tekrar söyleneni yapar. Usta aynı soruyu sorar: “Tadı nasıl?” Bu kez çırak, “Ferahlatıcı!” diye cevap verir. “Tuzun tadını aldın mı?” diye sorar usta. “Hayır.” diye cevaplar çırak.
Bunun üzerine usta suyun kenarındaki çırağın yanına oturur ve şöyle der: “Hayattaki sıkıntılar tuza benzer. Ne azdır ne de çok. Sıkıntıların miktarı hep aynıdır, ancak bu ıstırabın acılığı neyin içine konulduğuna bağlıdır. Yapman gereken, sana sıkıntı veren şey ile ilgili his dünyanı genişletmektir. Bunun için bardak olmayı bırak ve göl olmaya çalış…”
------------------------------
KAFAMA TAKILANLAR
Şeytanlar ve cinler insanlara zarar verebilir mi?
Cinler, duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, manevi, ruhani ve gizli varlıklardır. Gözle görülmeyen, kötülükte çok ileri giden, kibirli, âsi, insanları saptırmaya çalışan cinlere şeytan denir. Cinler ve şeytanlar hakkındaki bilgimiz Kur’an ve hadislere dayanır. Cinlerin yaratılma sebepleri insanlarla aynıdır: Allah’a kulluk etmek. (Zâriyât, 51/56) İman edip güzel işler yapan cinler olduğu gibi iman etmeyen, insanların güzel ve doğru işler yapmalarına engel olmak isteyen kâfir cinler/şeytanlar da vardır. Allah’a sığınan kimseye hiçbir şey zarar veremez. Çünkü mümin, Allah’ın izni olmadan kimsenin kendisine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğine yürekten inanır. (Yûnus, 10/107) Cinlere sığınan, onlarla iletişim kurmaya çalışan, onlardan yardım isteyen kimseler bu yanlış davranışları sebebiyle maddi ve manevi yönden zarara uğrayabilirler. Mümin, başına gelebilecek her türlü kötülükten Allah’a sığındığı gibi cinlerin ve şeytanların şerrinden de Allah’a sığınır ve onlardan korkmaz. Cinlerin zararından korunmak için Âyetü’l-kürsi, Felak ve Nas gibi koruyucu özelliği bildirilen (Buhârî, Vekâlet, 10) sureleri okuması tavsiye edilir.
-------------------------
Allah evi ziyarettir
Allah evi ziyarettir ben anda varmak isterim
Muhammed’in güzel nurun gözümle görmek isterim
Hacılar deve katarlar, kum denizine yatarlar
Taşı şeytana atarlar, ben anı urmak isterim.
Acep Allah’ın işine, yazmış kubbenin başına
Hacerü’l-esved taşına yüzümü sürmek isterim.
Yunus eydür sözün haktır, hiç ırızkım, malım yoktur
Çoktur günahım pek çoktur, boynumdan ırmak isterim.