SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir nefeslik yolculuk

Yazının Giriş Tarihi: 06.04.2026 08:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.04.2026 08:14

Değerli okurlarım, bugün sizlerle dünya hayatının faniliği, ölüm gerçeği ve ahiret yolculuğunun derin manası üzerine bir tefekkür yolculuğuna çıkmak istiyorum. İnsan, yeryüzündeki serüvenine aldığı ilk nefesle başlar; fakat çoğu zaman fark etmez ki o ilk nefes, aslında son nefese doğru sonun başlangıcıdır. Hayat, bize uzun ve bitmeyecekmiş gibi görünse de hakikatte zamanın avuçlarımızdan kayıp giden bir emanetinden ibarettir.

Bebeklikten çocukluğa, gençlikten olgunluğa ve nihayet ihtiyarlığa uzanan bu yolculuğun her durağında ayrı bir hikmet, ayrı bir ders ve ayrı bir imtihan vardır. Özellikle gençlik dönemi; gücün, hareketin ve kudretin en yoğun hissedildiği çağdır. Ne var ki insan, tam da bu dönemde dünyanın geçici cazibesine aldanabilmektedir. Yıllar geçtikçe yalnızca beden değil, ruh da olgunlaşır; insan faniliğin ağırlığını, zamanın sessiz akışını ve ebedî yolculuğun ciddiyetini daha derin bir idrakle kavramaya başlar.

Gençlik gücün ve hareketin adıdır; yaşlılık ise aklın, hikmetin ve olgunluğun zirvesidir. İnsan zamanla sadece yaşlanmaz, aynı zamanda sevgiyi, merhameti ve doğru hüküm verme kabiliyetini de kemale taşır.

Gençlik, yaşlılık derken, hayatın bu koşuşturması içerisinde günler, haftalar, aylar ve yıllar geçiyor insan yoruluyor, savruluyor başından türlü türlü olaylar geçiyor ve ihtiyarlıyor. Bizim kültürümüzde yaşı kemale ermiş insana “ihtiyar” denir. İhtiyar, kelime olarak “seçkin, seçilmiş, tecrübeli” anlamlarına gelir. Toplumda kendisine danışılan, görüşlerine değer verilen kişidir ihtiyar.

Yılların birikimiyle hayata başka bir pencereden bakanlar, ardında yaşlanmaz izler bırakır. Mimarların şahı Sinan Süleymaniye’yi bitirdiğinde, Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmed’in emriyle güneş saati yaptığında, Galileo ayın günlük ve aylık çizimlerini yaptığında, yetmişini çoktan geçmişlerdi. Pasteur kuduz mikrobunu bulduğunda altmış, Sadi Şirazi ise Gülistan’ı yazdığında seksen yaşındaydı…

Cahit Sıtkı Tarancı’nın Yaş 35 şiirinde;

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında

Şairin o muhteşem dizelerinde dile getirdiği; Yaşlılıkta, yaşamın zorluklarının farkına varılması, gücün kuvvetin yok olması, artık yavaş yavaş ölümün bize yaklaştığını hatırlatıyor.

Ölüm, her canlıya muhakkak uğrayacaktır. Aslında bu gerçeği hepimiz bilmekteyiz. Bu dünyadan her gün insanlar fevc fevc ahirete göç ediyor, ancak hiç ibret almıyoruz. İnsanoğlu sanki bu dünyadan hiç gitmeyecekmiş gibi, dünyaya sıkı sıkı sarılmakta ve dünyevileşmektedir.

Dünyevileşme sadece dünyayı düşünme, ahireti unutarak yaşama demektir. Yani bu dünyanın ne önünü, nede sonunu görür, insan için varsa yoksa, varlık dünyadan ibarettir. İnsan dünyayı tüketmeli ve dünyada tükenmeli gibi bir anlayışa sahiptir. Bu ise günümüzde görüldüğü gibi, insanlığı bunalıma ve mutsuzluğa götürmektedir.

Oysa bu dünya geçicidir, fanidir, insanoğlu fıtratı itibariyle hep geçmeyeni, bitmeyeni ve tükenmeyeni istemektedir. Bu dünya bizim için ebediyeti, özlemenin yeridir.

İnsanın yeryüzü serüveni aslında ‘bir imtihan sürecidir. Dünya hayatı ve ahirete hazır olma arasında mutlaka bir denge olmalıdır.

Necm suresi 39.ayetinde Allah şöyle buyuruyor ‘’Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.’’

Özetle, bu dünyada aldığımız her nefes bize emanet edilmiş bir ömürdür ve bir gün mutlaka bu nefes son bulacaktır. Asıl kıymetli olan da o son nefese hangi amellerle ulaşacağımızdır; unutmayalım! İnsan yaptıklarından mutlaka hesaba çekilecektir.

Hayırlı bir hafta diliyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Yükleniyor..
    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.