SON DAKİKA
Hava Durumu

Hayatın içinden geçerken

Yazının Giriş Tarihi: 08.06.2026 00:17
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.06.2026 00:18

Kıymetli okurlarım,

İnsan hayatı aslında iki çizgi arasına sığdırılmış kısa bir yolculuktur. Bir tarafta doğum, diğer tarafta ölüm. Aradaki mesafeyi ise ömür dediğimiz zaman doldurur. Ne kadar uzun yaşarsak yaşayalım, gün gelir o iki çizginin sonuna ulaşırız. Belki de bu gerçeği en çok mezar taşları hatırlatır bize.

Geçtiğimiz günlerde yolum Bursa'nın en eski mezarlıklarından biri olan Pınarbaşı Mezarlığı'na düştü. "Gelmişken bir uğrayayım, biraz tefekkür edeyim" dedim. Tarihî mezarlığın sessizliği içinde yürürken, aslında bir açık hava müzesinin içerisinde bulunduğumu fark ettim. Tarihi Bursa'nın fethine kadar uzanan bu mezarlık, nice devlet adamını, âlimi, komutanı ve gönül insanını bağrında saklamaktadır. Bunlardan biri de İstanbul'un önemli semtlerinden birine adını veren Pınarbaşı Mezarlığı'nda, 1513 yılında vefat eden Koca Mustafa Paşa ile 1533 yılında vefat eden oğlu Mehmet Bey'e ait kabirler de bulunmaktadır.

Asırlık selvilerin gölgesinde yürürken kuş sesleri sessizliği huzur veriyor. Yosun tutmuş mezar taşları ise geçmişten bugüne sessizce konuşuyordu. Her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir hayat... Kimisi bir devlet büyüğü, kimisi bir esnaf, kimisi bir anne, kimisi bir baba... Fakat bugün hepsinin ortak noktası aynıydı: Dünya hayatının sona ermiş olması.

Bir an durup düşündüm. İnsan doğumundan ölümüne kadar geçen süre içerisinde yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla, sevinçleriyle, hüzünleriyle bir ömür sürüyor. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalıyor. O kadar hızlı geçiyor ki zaman, çoğu zaman farkına bile varamıyoruz. Dönüp geriye baktığımızda çocukluğumuzun dün gibi olduğunu görüyoruz.

Daha dün okula başlayan çocuklar bugün üniversite mezunu oluyor. Daha dün dükkân açan esnaf bugün emekliliği düşünüyor. Daha dün kucağında taşıdığımız evlatlarımız bugün kendi çocuklarını büyütüyor. Hayat, avuçlarımızın arasından akan su gibi sessizce geçip gidiyor.

Yunus Emre'nin yüzyıllar önce söylediği şu dizeler ne kadar da anlamlıdır:

"Sular hep aktı geçti,

Kurudu vakti geçti,

Nice han nice sultan,

Tahtı bıraktı geçti.

Dünya bir penceredir,

Her gelen baktı geçti."

Kıymetli dostlar, gerçekten de dünya bir pencereden ibaret değil midir? Nice hükümdarlar, nice komutanlar, nice zenginler geldi geçti. Bir zamanlar milyonların önünde konuşan insanlar bugün birkaç satırlık tarih notunda anılıyor. Bir zamanlar büyük servetlere sahip olanların bugün geriye sadece isimleri kalmış durumda.

Yakın tarihimize baktığımızda bunu daha net görebiliriz. Bir dönem şehrin en zengin tüccarı olarak tanınan insanlar vardı. Bugün onların iş yerlerinin yerinde başka dükkânlar bulunuyor. Bir zamanlar makam araçlarıyla gezen, önünde insanlar sıraya giren yöneticiler vardı. Bugün çoğunun adı ancak eski fotoğraflarda hatırlanıyor. Depremler, salgınlar ve afetler de bize aynı gerçeği gösteriyor. 6 Şubat depremlerinde bir gecede binlerce insanın hayatı değişti.

Kimi evini, kimi işini, kimi de en sevdiklerini kaybetti. O gün hepimiz dünyanın ne kadar geçici olduğunu bir kez daha gördük.

O hâlde bu telaş niye? Neyi paylaşamıyoruz? Uğruna kırıldığımız, kırdığımız mal, mülk ve makam gerçekten bu kadar önemli mi?

Ecdadımız bu gerçeği unutmamak için mezarlıkları hayatın merkezine almıştı. Bursa'da Pınarbaşı ve Emir Sultan, İstanbul'da Karacaahmet, Konya'da Musalla Mezarlığı bunun en güzel örnekleridir. İnsanlar günlük hayatlarını sürdürürken mezar taşlarını görür, ölümü hatırlar ve ona göre yaşardı. Çünkü ölümü hatırlamak karamsarlık değil, hayatı anlamlandırmaktır.

Ne var ki günümüzde artan nüfus ve şehirleşmeyle birlikte mezarlıklar şehirlerin dışına taşındı. Böylece ölüm de gündelik hayatımızdan uzaklaştı. Ölümü unuttukça hayatın geçici olduğunu da unutur olduk. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor, kırıyor, döküyor, hırslarımızın peşinden koşuyoruz.

Oysa mezarlıklar bize korkuyu değil, ölçüyü öğretir. Dünya nimetlerinden faydalanırken onların esiri olmamayı öğretir. İnsanın geride bıraktığı en büyük mirasın serveti değil, güzel ahlakı, hayır duaları ve iyilikleri olduğunu hatırlatır.

Pınarbaşı Mezarlığı'ndan ayrılırken içimde derin bir huzur vardı. Çünkü orada yatan binlerce insan bana aynı gerçeği fısıldıyordu: Hayat kısa, zaman hızlı, ölüm ise kaçınılmazdır. Önemli olan bu iki çizgi arasını nasıl doldurduğumuzdur.

Geride hoş bir seda bırakabilmek dileğiyle...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Yükleniyor..
    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.