Değerli okurlarım; Ramazan, birlik beraberlik, paylaşma, dayanışma ve gönüller kazanmanın olduğu bir aydır. Sadece oruç tuttuğumuz bir zaman diliminde değiliz; aynı zamanda gözümüzü, dilimizi, kulağımızı, kalbimizi hasılı bütün bedenimizi niyetimizi tarttığımız bir iklimdeyiz. Açlık midemizi, susuzluk bedenimizi terbiye ederken; asıl terbiye edilmesi gereken yer ise kalbimizdir.
Ramazan gönül kazanma ayıdır.
Bir kalbi onarmak, bin sözden değerlidir.
Bir gönlü hoş etmek, uzun uzun ibadetlerden daha kıymetli olabilir.
Kırdığımız birini aramak, küstüğümüz birine selam vermek, gururumuzu bir kenara bırakıp “hakkını helal et” diyebilmek… İşte Ramazan’ın gerçek kazancı, gönül kazanma mevsimidir
Bu ay insanın kendine dönme ve kendini bulma ayıdır.
Ve şimdi gelin…
Herkes aynaya bir baksın.
Sabah erken kalkın, yüzünüzü yıkayın. Sonra acele etmeden aynanın karşısına geçin. Uzun uzun bakın kendinize. Sadece saçınıza, yüzünüze, gözlerinize değil… İçinize de bakın.
O aynada sadece yaşlanan bir yüz yok. O aynada sevinçli, kederli ve hüzünlü yıllar var. Verilen sözler var. Tutulamayan sözler var. Kırılan kalpler, incittiğimiz insanlar var. Belki de geceleri sizi uyutmayan pişmanlıklar var.
Aynaya iyice bakın; saçlara düşen beyazlar yalnızca zamanın değil, sıkıntıların ve çekilen cefaların da izidir. Yüzdeki çizgiler sadece mimik değildir; yaşanmışlığın hatırasıdır. Ama asıl soru şudur: Yüz değişirken kalp ne alemde?
Ramazan ayı bize şunu sormaktadır:
Ey insan! Aç kaldın, peki nefsini de terbiye edebildin mi?
Susadın, peki dilini de tutabildin mi?
İftar sofraları kurdun, peki gönüller de kurabildin mi?
Bunları yapamadınsa sen sadece aç kaldın! Demektir.
Herkes aynaya bir baksın.
Bu gözler ne gördü? Gören gözler hakikati görmediyse
Bu kulaklar neler işitti? İşiten kulaklar hakikati işitmediyse
Bu dil kimi incitti, kimi teselli etti? Konuşan dil hakikati söylemediyse vay o insanın haline
Değerli okurlarım hayat hızlı akıyor. Koşturuyoruz. Tartışıyoruz. Kazanıyoruz. Kaybediyoruz. Ama en zor şeyi yapmıyoruz: Kendimizle yüzleşmiyoruz hep öteliyoruz. Oysa insanın en büyük muhasebesi, kimse yokken aynanın karşısında yaptığı işte o muhasebedir.
Belki bir makam mevki sahibiyiz.
Belki bir görevdeyiz.
Belki bir sorumluluğun altındayız.
Ama aynaya baktığımızda o payelerimiz unvanlarımız görünmez. Orada sadece biz varız. Maskesiz. Filtresiz. Çıplak bir hakikat.
Ramazan bize şunu hatırlatır: Bu dünya fani kimseye kalmaz. Gençliğiniz ebedi değil, yaşlanacaksınız gücünüz kalmaz. Bu dünya da geriye sadece yaptığınız işlerin izi kalır. İyi bir iz mi bıraktık, yoksa silik bir iz mi?
İnsan çoğu zaman başkasını eleştirir. Toplumu, yöneticiyi, sistemi, komşuyu… Ama aynaya bakıp kendine sormaz:
Acaba “Ben doğru muyum?
Eğer herkes önce kendini düzeltmeye başlasa, belki de birçok mesele kendiliğinden çözülecek.
Ancak; Aynaya bakmak cesaret ister. Çünkü aynalar yalan söylemez. Hiçbir bahane üretmez. Sizi olduğunuz gibi gösterir.
Herkes aynaya bir baksın.
Kalbimiz yoruldu mu?
Vicdanımız sustu mu?
Merhametimiz azaldı mı?
Asıl yaşlanma yüzde değil, yürekte başlar. Kalp katılaştığında insan gerçekten yaşlanır. Oysa yüz çizgilerle dolsa da kalp diri kalabilir. Umut canlı kalabilir. İyilik büyüyebilir.
Ramazan hâlâ bizim için bir fırsattır.
Hâlâ telafi vaktidir.
Hâlâ dönüş mümkündür.
Bugün aynaya bakın ve kendinize şunu sorun:
“Ben nasıl bir insan oldum?”
Belki cevap canınızı yakacak.
Belki içiniz sızlayacak.
Ama bilin ki o sızı, hâlâ diri bir vicdan taşıdığınızın işaretidir.
Unutmayalım: Zaman akıyor. Ömür eksiliyor. Fakat nefes alıyorsak hâlâ değişebiliriz. Daha adil olabiliriz. Daha merhametli olabiliriz. Daha doğru olabiliriz.
Yeter ki…
Herkes aynaya bir baksın