Toplumları ayakta tutan en önemli değerlerden biri ahlaktır. Çünkü ahlak; insanların birbirine karşı nasıl davranması gerektiğini belirleyen, toplumsal düzeni sağlayan temel kurallar bütünüdür. İnsanların birbirine saygı göstermesi, adaletli davranması, doğruluktan ayrılmaması ve kul hakkını gözetmesi ancak güçlü bir ahlak anlayışıyla mümkündür. Nitekim TDK ahlakı; “Bir toplum içinde kişilerin uyması gereken davranış biçimleri ve kurallar bütünü” olarak tanımlamaktadır.
Tarih boyunca birçok düşünür ve âlim de ahlakın toplum ve devlet düzenindeki yerini vurgulamıştır. Farabi ahlakı, insanda iyi ve kötü davranışların ortaya çıkmasını sağlayan özellikler olarak ifade ederken; İbn Haldun güçlü bir devletin ancak ahlakla ayakta kalabileceğini söylemiştir. Aristoteles ise insanın mutlu ve erdemli bir hayat sürmesinin doğru seçimler yapmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. İbn-i Sina da insanın aşırılıklardan uzak durarak ölçülü ve dengeli bir hayat yaşaması gerektiğini savunmuştur.
Aslında yüzyıllar önce söylenen bu sözler, bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Çünkü ahlak sadece bireyin değil; toplumun, kurumların ve devlet yönetiminin de temel direğidir.
Ne yazık ki günümüzde toplumda olduğu gibi bazı kurumlarda da ahlaki yozlaşmanın izlerini görmek mümkündür. İnsan ilişkilerinde saygının azaldığı, kibirli tavırların arttığı, makamın güç gösterisine dönüştürüldüğü bir ortamda huzurlu çalışma düzeni kurmak kolay değildir. Oysa yöneticilik; bağırmak, küçümsemek veya insanlara tepeden bakmak değil, örnek olmak makamıdır.
Bir kurumda yönetici personeline sert ve kırıcı davranıyorsa, zamanla aynı üslup kurumun tamamına yayılır. Saygının olmadığı yerde huzur olmaz; huzurun olmadığı yerde ise verim ve güven ortamı oluşmaz.
Yıllar önce şahit olduğum bir olay, kamu ahlakının ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermişti. İlçeye yeni atanan bir Kaymakamı ziyaret eden iş insanlarından biri, yanında bir hediye ile makama girmek istemişti. Ancak Kaymakam Bey, nazik bir şekilde:
“Buyurun siz geçin, hediyeniz dışarıda kalsın.” diyerek hediyeyi kabul etmemişti.
Belki küçük gibi görünen bu davranış, aslında kamu yönetiminde verilmiş büyük bir mesajdı. Çünkü üst makamda bulunan kişi en küçük konuda bile taviz verirse, zamanla bu anlayış alt kadrolara da yayılır. “Nasıl olsa yöneticiler yapıyor” düşüncesi, kurum kültürünü zedeler ve kamu vicdanını yaralar.
Bu nedenle kamu yöneticileri yalnızca görevleriyle değil; davranışları, üslupları ve yaşam biçimleriyle de topluma örnek olmak zorundadır. Kamu hizmetinde güvenin temelinde dürüstlük, adalet, liyakat ve vicdan vardır.
Sonuç olarak; kamu yönetiminde ahlak sadece kâğıt üzerindeki kurallarla sağlanamaz. Önemli olan, bu değerlerin yöneticiden memura kadar herkesin davranışına yansımasıdır. Çünkü bir kurumun gücü makamdan değil; adaletten, dürüstlükten ve insanlara gösterilen saygıdan gelir.
Unutmayalım ki!
Kanunlar toplumda bir yere kadar düzen sağlar, ama vicdanla yapılan doğru işler hem devleti güçlendirir hem de toplumun güvenini ayakta tutar.
Hayırlı bir hafta diliyorum.