SON DAKİKA
Hava Durumu

Kelimeler ve kavramlar

Yazının Giriş Tarihi: 15.06.2026 00:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.06.2026 00:02

Büyük mutasavvıflar, insanlara hakikati uzun cümlelerle değil, kısa hikâyelerle anlatmayı tercih etmişlerdir. Çünkü bazen bir hikâye, ciltler dolusu kitaptan daha etkili olmaktadır.

Biz bunun en güzel örneğini Mesnevide görüyoruz. Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkânı yoktu. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar. Birisin eline kulağı geçti, “Fil bir oluğa benzer” dedi.

Başka birisinin eline ayağı geçmişti, dedi ki: “Fil bir direğe benzer.” Bir başkası da sırtını ellemişti. “Fil bir taht gibidir” dedi. Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif. Herkesin elinde bir mum olsaydı sözlerindeki aykırılık kalmazdı. Mevlânâ hikâyenin sonunda şöyle der: “Eğer ellerinde bir kandil olsaydı, ihtilaf ortadan kalkardı.”

Çünkü hakikati yalnızca konuşmak, onu yaşamak anlamına gelmez. Kelime başka, kavram başkadır. Aşkı anlatmak kolaydır; âşık olmak zordur. Sabrı övmek kolaydır; sabretmek zordur. Adaletten söz etmek kolaydır ancak, adil olmak zordur.

Bugün dilimizden düşürmediğimiz nice kelimeler vardır: Adalet, merhamet, özgürlük, kardeşlik, ahlak, sevgi...

Fakat bu kelimelerin her biri birer kapıdır. Kapının önünde durmak başka, içeri girmek başkadır.

Mesela “adalet” kelimesini ele alalım. Adalet kavramını anlamak için mahkeme kürsüsüne çıkmak gerekmez. Bir belediye başkanının hizmetleri yalnızca belirli kişilere değil, bütün vatandaşlara ulaştırması, bir şoförün trafikte kurallara kendisi için olduğu kadar başkaları için de uyması, bir hakemin maçı yönetirken taraf tutmadan her iki takıma da aynı kuralları uygulaması, bir yöneticinin liyakati esas alması ve bir babanın evlatları arasında ayrım yapmaması adaletin günlük hayattaki karşılığıdır.

Merhamet” kelimesi de böyledir. Yaşlı bir komşunun elinden tutmak, susamış bir hayvana su vermek, bir doktorun hastasına imkânları ölçüsünde destek olması, zor durumda kalan bir insanın yükünü paylaşmak merhametin hayata yansımış hâlidir. Çünkü merhamet, sadece dilde kalan bir söz değil; insanın yüreğinden davranışlarına taşan bir erdemdir.

Yunus Emre, fakir bir insandı, çiftçilik yaparak geçimini temin etmekteydi. Bir ara büyük bir kuraklık oldu ve hiçbir mahsul elde edemedi. Fakirliği büsbütün belini büktü. Çaresiz bir vaziyette idi.

Birçok keramet ve yardımlarını işittiği Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri’nin dergâhının yoluna düştü. Giderken;

«Boş giden boş döner» düsturundan hareketle yanına bir miktar alıç (dağ yemişi) aldı. Dergâha vardığında dervişlere şöyle dedi:

“–Ben fakir bir kimseyim. Bu alıçları Hazret’e hediye olarak getirdim. Ne olur bunu kabul edin de bana bir miktar buğday verin! Zira kıtlık, bizi perişan eyledi…”

Durumu öğrenen Hacı Bektâş-ı Velî; fakir Yunus’a, ondaki cevheri keşfederek alâka gösterdi. Onu birkaç gün dergâhta misafir etti. Ancak Yunus; ev halkının kendisinden yiyecek beklediğini ifade ederek, gitmek için Hacı Bektâş-ı Velî’den izin istedi.

“–Büyük Veli Yunus’a buğday mı istersin, yoksa erenlerin himmetini mi?”

Biçare Yunus, buğday istedi. Hacı Bektâş-ı Velî, onu uyandırmak için teklifini tekrarlattı ise de Yunus, her defasında buğdayı tercih etti.

Yunus Emre'nin hayatı bize şunu öğretir: İnsan bazen kelimelerin görünen anlamına takılır; oysa kavramlar onların arkasındaki derin hakikati gösterir.

Bugün de bir öğretmenin yıllar sonra öğrencisini hatırlaması, bir evladın yaşlanan anne babasına sahip çıkması veya bir dostun zor zamanda arkadaşını yalnız bırakmaması, vefa kavramının hayattaki karşılığıdır.

Tarih boyunca milletleri ayakta tutan da işte bu kavramlar olmuştur. Çanakkale'de Mehmetçiği siperden çıkaran yalnızca silah değildi. Onun gönlünde iman, din, namus, vatan, millet, istiklal ve fedakârlık kavramları vardı. Kurtuluş Savaşı'nda Anadolu insanını aynı hedef etrafında birleştiren de bu ortak kavramlardı. Çünkü insanlar aynı anlam dünyasında buluştuğunda büyük işler başarabilirler.

Günümüzde ise kelimeler çoğaldıkça anlamlar bazen azalıyor. Sosyal medya, ekranlar ve günlük tartışmalar milyonlarca anlamsız kelimeler üretiyor. Fakat ne kadar konuşursak konuşalım, eğer Mevlânâ'nın kandiline sahip değilsek hakikati göremeyiz. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; hakikati görmek için bir kandil, onu yaşamak için samimiyet ve onu anlamak için boşaltılmış bir gönüldür.

Sonuç olarak kelimeler yalnızca harflerden oluşmaz. Onlar bir medeniyetin hafızasıdır. Kavramlar ise o medeniyetin ruhudur. Mevlânâ'nın kandili, bize aynı gerçeği hatırlatmaktadır: Hakikat konuşularak değil, anlaşarak; anlaşılmakla kalmayıp yaşanarak değer kazanır. Çünkü kelimeler dudaktan çıkar, fakat kavramlar insanın karakterine ve toplumun kaderine dönüşür.

Katma değeri yüksek hayırlı bir hafta diliyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Yükleniyor..
    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.