Bağımlı çalışan mali müşavirler ile ilgili yazı dizimizin sonuna geldik. Her yazımızda iş yaşamının en başından itibaren yaşanan sorunları sırasıyla ele aldık ve çözümlerini paylaştık. İtibarsızlaştıran iş ilanlarından hadsizce dayatılan sözde sınavlara, iş sözleşmesi yoksunluğundan çalışma koşulları ve ücreti ödenmeyen fazla mesailere, mobbinge kadar her konuyu ele aldık. Ancak bu yazımızın konusu hariç! Sıraladığımız bütün süreçleri eksiksizce yaşayan meslektaşlarımız, düşük ücret ve düşük bordro sorunlarının altında ezilmeye devam ediyor.
Firmalar, ücret baremlerini belirlerken baz aldıkları temel konu, kâr-zarar bileşkesidir. Kârlılığa doğrudan etki eden departmanların ücret baremleri en yüksek seviyededir. Sonrasında, önem sırasına göre ücret baremleri küçülür. Buradaki “önem” kavramı, firmaların işleyişte karşılaşacağı riskleri analiz etme yeteneğiyle ilgilidir.
Mali ve finansal hareketlerin riski, firmanın karşılaşacağı cezalar ve finansal krizlerin büyümesiyle doğru orantılıdır. Bir anlık motivasyon eksikliği, bir firmanın bütün yıl boyunca yaptığı çalışmalar sonucunda sağladığı faydayı bir anda çöpe atabilir. Doğru bir şirket yönetimi, operasyonel faaliyetlerin mali dönüşlerini analiz edip yorumlamayı ve sonuçları rehber edinebilecek bilince sahip olmayı gerektirir. Dolayısıyla muhasebe departmanlarının faaliyetleri, önem açısından firmanın diğer faaliyetlerinin üzerindedir.
Bu sebeple, bu departmanlarda görev yapan mali müşavirlerin yüklendiği sorumluluğun maddi değeri, firmanın sağlayacağı toplam fayda ile eşittir. Ancak birçok işletme bu önemin farkında değildir. Bu yüzden de meslektaşlarımız için uyguladıkları ücret baremleri, taşıdıkları riske oranla düşük kalmaktadır. Tabii ki gönül, firmaların bu bilinç düzeyini yakalamasını ister. Ancak işletmelerin bu seviyeye gelmesini beklemek, hayalperestlikten öteye gitmez.
Peki, ne yapmalı? On binlerce bağımlı çalışan mali müşaviri, firmaların dar ekonomik bakış açısına sıkışmış ücret politikalarına mı terk etmeli? Düşük gösterilen bordroların, meslektaşlarımızın geleceğini çürütmesine izin mi verilmeli? Eğer bunlara boyun eğilecekse, bu odalar ve bu TÜRMOB neden var?
Tabii ki izin verilmemeli! Bu hem yasal bir düzenleme hem de örgütsel yetenek gerektiren bir iş.
Öncelikle, yazılarımızın tamamında sunduğumuz yasal çözüm önerisi kısa vadede bir yönetmelik, orta vadede ise yeni bir meslek yasasıdır.
Bu yönetmelik, bağımlı çalışan mali müşavirlerin şirketlerde taşıyacakları unvanları belirlemeli. Mali müşavirler en düşük olarak uzman seviyesinde çalışmalı; sırasıyla şef yardımcısı, şef, müdür yardımcısı, müdür, grup müdürü vb. unvanlar belirlenmelidir. Bu unvanların karşılığı olan asgari ücret tutarları, TÜRMOB’un görüşü alınarak bakanlık tarafından yayınlanmalıdır. Her bir unvanın SGK iş kodlarında karşılığı olmalı ve SGK ile bu yönetmelik çerçevesinde protokol yapılmalıdır. Her bir iş kodunun en düşük ücret miktarı sisteme tanımlanmalı ve bildirge sistemi, tıpkı asgari ücret uyarısı yapar gibi, bu iş kodlarının karşılığı olan ücretin altında bir bildirgeyi kabul etmemelidir. Odalar, mali müşavirlerin işe giriş bildirgelerini kontrol ederek doğru iş kodlarıyla giriş yapılıp yapılmadığını denetlemelidir.
Mali müşavirlerin yasal dayanağının oluşturulması şartıyla ve odaların örgütsel kabiliyetleri doğrultusunda bu sorun ancak bu şekilde çözülebilir. Bu konuyu daha önce Çağdaş Grup yöneticilerine dile getirdiğimde, bağımlı çalışanların ücret tarifesinin olması durumunda çok yüksek ücret alan mali müşavirlerin haklarının tehlikeye girebileceğini söylediler.
Bildiğiniz gibi muhasebenin ilkelerinden biri de Sosyal Sorumluluk İlkesidir. Bu ilkenin tanımına bakarsanız, Atatürk’ün Halkçılık ilkesine yaslandığını görürsünüz:
“Belirli bir zümrenin çıkarlarını değil, tüm toplumun çıkarlarını korumak.”
Atatürk’ü sadece bir marka değeri olarak görenlerin ve içi boşaltılmış çağdaşlık kavramını dillerine dolayanların yukarıdaki cevabı vermelerine şaşırmadım. Çok yüksek ücret alan meslektaşların haklarının riske atılmayacağı aşikâr olmakla birlikte, aldıkları bu tutum sosyal sorumluluk ilkesini ve onun dayandığı değerleri reddetmekten öteye gitmez.
Son söz olarak, bağımlı çalışan mali müşavirlerin bu sorunların üstesinden gelmek için yapmaları gereken bir şey var:
Bu meseleleri odalarımızı dar çekişmelere hapseden, çürümüş siyasetleri güderek birbirleriyle kayıkçı kavgası yapanlardan kurtarmak.
Bu da ancak bağımlı çalışan meslektaşlarımızın sandığa gitmesiyle olur. Bu konuyu dert edinenleri, çözümler için çalışanları yönetimlere taşımasıyla olur. Birlik ve dayanışma anlayışını siyasi çekişmelerin üzerinde tutanlarla olur!