Bugün “ahlak bozuldu” diye hayıflanıyoruz, sanki ahlak bir sokak kedisiymiş de birileri tekmeleyip kaçmış gibi. Oysa ahlak, bir milletin damarlarında dolaşan kandır; kan çekilirse beden ölür, ahlak çekilirse millet ölür. Peki, kanı kim çekiyor? Biz çekiyoruz. Hem de kendi elimizle.
Televizyonun bir kanalı “zina”yı eğlence diye sunuyor, öbür kanalı “yalan”ı haber diye yutturuyor. Sosyal medya denilen meydanda iffet diye bir şey kalmamış; herkes birbirinin mahremine göz dikmiş, herkes birbirinin şerefine taş atmakta. Sonra da dönüp
“Neredeee o eski ahlak?” diye iç çekiyoruz.
Kardeşim, ahlak evde unutulmuş bir ceket değil ki, “Nereye koydum?” diye arayasın. Ahlak, her gün yeniden giyilen bir gömlek; sen çıkarmışsan, üşüyorsun demektir.
Peki din nerede bu işin içinde?
Din, ahlakın anasıdır. Ana öldü mü, evlat yetim kalır. Namaz kılınmayan evde edep durmaz, oruç tutulmayan gönülde merhamet kurur, zekât verilmeyen elde bereket kalmaz. Kur’an okunmayan dilde yalan çoğalır, hadis unutulmuş yürekte hırs büyür. Din gidince ahlakın yerine ne gelir biliyor musunuz? “
Yaptım oldu” gelir. “Güç bende” gelir. “Kim gördü ki?” gelir. İşte o an, toplumun iliği kurumuştur.
Bakın çevrenize:
Komşu komşunun halini sormuyor, çünkü “hal” diye bir kavram kalmamış. Baba oğluna “helal lokma”yı öğretmiyor, çünkü “çok lokma” daha cazip.
Kız annesinden “iffet”i değil, “gösteriş”i öğreniyor, çünkü ekran öyle emrediyor.
Delikanlı “yiğitlik”i dağda aramıyor artık; üç beş kuruş için adam satıyor.
Bu mudur bizim geldiğimiz nokta?
Din, ahlakı “yaptırım” diye dayatmaz; ahlakı “aşk” diye öğretir. “Allah görüyor” dedi mi insan, nefsine dur der. “Allah soracak” dedi mi, diline sahip çıkar. “Allah affeder” dedi mi, bir kulun hakkını yemeye utanır. Din olmayınca geriye sadece “kanun” kalır; kanun da parası olana işlemez, makamı olana işlemez, torpili olana işlemez. Neticede ahlak, torpille delik deşik olur.
Ey ahali!
Ahlakı geri getirmek istiyorsak, camiye değil, önce yüreğimize dönmemiz lazım. Çocuklarımıza “ne kadar kazandın?” değil, “ne kadar verdin?” diye sormamız lazım. Kadınlarımıza “ne kadar güzelsin?” değil, “ne kadar kıymetlisin?” diye bakmamız lazım. Kendimize de her akşam şu soruyu sormamız lazım: “Bugün Allah için ne yaptım?”
Bir tek kişi bile bu soruyu sorarsa, bir mahalle değişir. Bir mahalle değişirse, bir şehir değişir. Bir şehir değişirse, belki bir millet yeniden doğar.
Don Kişot değiliz ki, rüzgâr değirmenleriyle savaşalım. Gerçek düşman nefsimizdedir, şeytanımız içimizdedir. Onu yenecek tek silah ise, unuttuğumuz o eski dosttur: Din.
Allah, unutanlara değil, hatırlayanlara yardım eder. Hatırlayalım ki, ahlakımız da, insanlığımız da geri dönsün. Yoksa çok geç olmadan önce, çok geç olacak.