Hz. İbrahim (a.s.), peygamberler arasında misafirperverliğin babası (Ebu’d-Diyâf veya Misafirlerin Babası) olarak anılır. Kur’ân-ı Kerîm’de onun bu özelliği özel olarak vurgulanır ve Müslümanlara örnek gösterilir.
Özellikle Zâriyât Suresi’nde (51/24-27) ve Hûd Suresi’nde (11/69) anlatılan meşhur kıssa, onun misafir ağırlama adabını en güzel şekilde ortaya koyar. Kur’an’da anlatılan meşhur misafir kıssası Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurur: “İbrahim’in ağırlanan (şerefli) misafirlerinin haberi sana geldi mi? Hani onlar İbrahim’in yanına girmişlerdi de: ‘Selam!’ demişlerdi. O da: ‘(Size de) selâm!’ demiş, içinden: ‘Bunlar yabancılar (tanınmamış bir topluluk)’ diye geçirmişti.
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabı) getirdi. Onların önüne koyup: ‘Yemez misiniz?’ dedi.” (Zâriyât, 51/24-27) Başka bir ayette de: “Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde getirdiler ve: ‘Selam (sana!)’ dediler. O da: ‘(Size de) selâm’ dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hûd, 11/69) Bu olayda gelen misafirler, aslında insan suretine girmiş meleklerdir (Cebrail ve arkadaşları). Hz. İbrahim onları tanımamasına rağmen: Önce selâm verir, en güzel şekilde karşılar. İçinden “Bunlar yabancı” diye geçirir ama bunu yüzlerine vurmaz, incitmez. Hemen kalkar, ailesine (Hz. Sâre’ye) gider. En değerli, semiz (yağlı, besili) bir danayı kesip kızartır/ pişirir. Bizzat kendisi getirip önlerine koyar ve “Buyurun, yemez misiniz?” diye ikram eder.
Misafirler yemediklerini görünce endişelenir (çünkü o dönemde misafirin yememesi kötüye yorulurdu). Bu sırada melekler Lut kavmine gideceklerini söyler ve İbrahim’e İshak’ın müjdesini verirler. Hz. İbrahim’in Misafirperverliğinin özellikleri misafirsiz sofra kurmazdı: Rivayetlerde, misafir gelmediği günlerde yollara çıkar, gelip geçen yolcuları evine davet eder, ağırlardı. Bu yüzden “misafir arayan peygamber” olarak bilinir. Cömertlikte zirve: Tanımadığı kişilere bile en kıymetli yemeği (semiz dana) ikram eder.
Bir buzağıyı üç kişiye kesip sunması, bolluk ve ikramın sembolüdür.
İkram âdâbı: Misafiri selamla karşılar, güleryüz gösterir, hizmet eder, kendi eliyle ikramda bulunur, acele eder ama aceleci görünmez. Misafir Allah rızası için ağırlanır: Hz. İbrahim’in bu tavrı, sonradan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikram etsin” hadisiyle pekişmiştir.
Halil İbrahim Sofrası geleneği: Özellikle Şanlıurfa gibi Hz. İbrahim’in yaşadığı bölgede, bu misafirperverlik “Halil İbrahim bereketi” veya “Halil İbrahim Sofrası” deyimiyle günümüze kadar ulaşmıştır. Bolca yemek ikram etmek, paylaşmak, kimseyi ayırmamak onun mirasıdır. Hz. İbrahim’in misafirperverliği sadece bir huy değil, Allah’ın sevdiği bir ibadet ve ahlâkî erdemdir. O, iman, cömertlik, sabır ve teslimiyetle birleşince “Halilullah” (Allah’ın dostu) unvanını kazanmıştır. Bu kıssa, günümüzde de bize şunu öğretir: Misafir, Allah’ın getirdiği bir rızık ve rahmet vesilesidir.
Tanımadığımız bile olsa, selamla karşılamak, en iyisini ikram etmek ve gönülden hizmet etmek, İbrahim’i ahlâkın gereğidir. Allah bizleri de onun yolundan ayırmasın.