SON DAKİKA
Hava Durumu

Kibrine yenik düşen insanın sonu

Yazının Giriş Tarihi: 07.04.2026 19:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.04.2026 19:42

Kibir, insanın en tehlikeli ve yıkıcı huylarından biridir. Kişiyi kendini beğenmeye, başkalarını hor görmeye ve hakikati inkâr etmeye sürükler. İslami öğretilerde kibir, büyük günahlardan sayılır ve doğrudan Allah’ın rahmetinden uzaklaşmaya yol açar.

Kur’an-ı Kerim ve hadislerde kibirlilerin akıbeti açıkça uyarılır: Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez (Müslim, İman, 147). Kibir, insanı zalimlere dönüştürür, dostlarını kaybettirir ve nihayetinde hem dünyevi hem uhrevi hüsrana sürükler.

Kibir nedir ve neden bu kadar tehlikelidir?

Kibir (tekebbür), hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmek olarak tanımlanır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir ise hakkı inkâr etmek ve insanları hor görmektir.” Güzel elbise giymek veya makam sahibi olmak kibir değildir; asıl kibir, nimetleri kendinden bilmek, şükürsüzlük etmek ve başkalarını aşağılamaktır.

Kibirli insan:

• Gerçekleri göremez, eleştiriye kapalı hale gelir.

• Dostlarını kaybeder, yerine dalkavukları alır.

• Cimrilik, haset, öfke ve zulüm gibi kötü huyları besler.

• En tehlikelisi, imanı zayıflatır; çünkü kibir, Allah’a ve peygamberlere karşı isyana kapı açar.

Kur’an’da pek çok örnek verilir. Şeytan, Hz. Âdem’e secde etmeyi kibrine yenik düşerek reddetmiş ve lanetlenmiştir (Bakara, 2/34).

Firavun, Hz. Musa’nın mucizelerine rağmen kibirlendiği için boğulmuş, Nemrut bir sineğin ısırığıyla helak olmuştur.

Karun’un serveti de kibri yüzünden yerin dibine batırılmıştır.

Bu kıssalar, kibrin sonunun helak olduğunu gösterir.

Tarih ve hikâyelerde kibrin sonu

Tarih boyunca kibir, nice güçlü insanı yıkmıştır: Pargalı İbrahim Paşa: Osmanlı’da “kibrine yenik düşmek” denince akla gelen ilk isimlerden. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı iken şatafat, lüks ve pohpohlanmaya kapılarak gözden düşmüş ve idam edilmiştir.

Güç ve makam, kibri beslemiş ve sonu felaket olmuştur.

Hızır Kıssası: Zengin bir tüccar (veya Emin Ağa), kış günü kapısına gelen perişan Hızır’ı (a.s.) kibrinden dolayı kovmuş, servetini kaybetmiş ve yoksulluğa düşmüştür. Kardeşi mütevazı marangoz ise bereket görmüştür. Bu halk hikâyesi, kibrin nimetleri yok ettiğini çarpıcı biçimde anlatır.

Günümüzde de aynı pattern görülür: Güç, servet veya şöhret sahibi olup “ben” diyenler, gerçekleri görmezden gelerek yalnızlaşır, hatalarını fark edemez ve büyük düşüşler yaşar.

Putin veya Trump gibi figürler, kibir örnekleri olarak sıkça anılır; şatafat, israf ve pohpohlanmaya düşkünlük, sonlarını hazırlayan unsurlardır.

Kibrin Sonu: Yalnızlık, Helak ve Cehennem Kibirli insanın dünyevi sonu genellikle şöyledir:

Yalnızlık: Gerçek dostlar uzaklaşır, sadece menfaatçiler kalır.

Zulüm ve hüsran: Başkalarını küçük gördüğü için adaletsizleşir, sonunda kendi tuzağına düşer.

Uhrevi ceza: Hadislerde belirtilir ki, kibirliler kıyamet günü Allah’ın rahmet nazarıyla bakmayacağı kimselerdir. Cehennemin en derin çukurlarına atılırlar. Kalplerindeki kin ve haset temizlendikten sonra belki cennete girebilirler ama kibir, imanı tehlikeye atar.

Tevazu ise tam tersidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mütevazı olmayı emretmiş, “Allah, kendisi için tevazu gösteren kulunu yükseltir” buyurmuştur. Tevazu, insanı sevilir kılar, bereket getirir ve cennet kapılarını açar.

Sonuç: Kibirden korunma yolları

Kibrine yenik düşen insanın sonu, hüsran ve felakettir. Hem bu dünyada itibar kaybı, yalnızlık ve yıkım; hem ahirette ağır azap getirir.

İlaç ise tevazu, şükür ve kendini sorgulamaktır.

Her nimetin Allah’tan geldiğini hatırlamak, başkalarını hor görmemek ve hakkı kabul etmek, kibri önler.

İbrahim Halil Ekinci’nin bir yazısında belirttiği gibi, kibirli kişiler hep benzer sonu yaşar:

Şatafata düşkünlük, övülme ihtiyacı ve hakikatleri görememek.

Bu döngüden kurtulmak için Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetine sarılmak yeterlidir: Mütevazı olmak, güzel ahlakı korumak ve “Ben” yerine “Biz” ve “Allah” demek.

Kibir ateştir; yakar ve yok eder. Tevazu ise toprak gibidir; bereketli ve kalıcıdır.

Hangisini seçtiğimiz, sonumuzu belirler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Yükleniyor..
    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.