İnsanın tarihteki misyonu, inandığı değer yargıları ile doğru orantılıdır.
Tercih edilen inançlar manzumesi o insanın pozisyonunu belirler. Vahiy penceresinden olayları ve olguları okuyan, yorumlayan bir insanın, sosyal, siyasal, kültürel ve ahlakı anlamda ortaya koyduğu çabalarının neticesi müspet olur. Zira o insan, salt kendisi için değil tüm insanlığın hak, hukuk ve özgürlüğü adına mücadelesini yürütür.
Evrensel değerlere ki o değerleri yücelten yegâne ölçüt ilahi mesajlar bütünüdür. Evreni kusursuz yaratan Allah, yeryüzünün halifesi olan insana da evrensel insanı ilkeleri içeren misyonu yüklemiş ve ondan bu değerlere uygun ortamı oluşturmasını talep etmiştir.
Şeytan ve aveneleri de boş duracak değildir. Onlar da misyonlarının gereğini elbette icra edeceklerdir.
Müslümanlar tarihteki misyonlarına aykırı davranışlarda bulunduğu süre içerisinde, şeytan ve avanelerinin kirli oyun, tuzak ve planlarına hedef oldular ve koyun sürülerine dadanan kurtların dağıtıp parçaladıkları gibi dağıtıp parçaladılar.
Müslümanlar hem siyasal, hem ekonomik hem de dini bütünlüklerini tamamen kayb ettiler. Küfrün bütün türevleri kendi iç bütünlüklerini sağlayarak İslam coğrafyasına aç çakalar gibi yoğun bir şekilde saldırıya geçtiler. İslam coğrafyasındaki derbederlik, keşmekeşlik düşmanlarının iştihasını kabardıkça kabartıyordu.
Nerde bir öze dönüş hareketi görülse hem yerli işbirlikçi rejimler hem de batılı emperyalist devletler tarafından acımasızca bastırılıyordu. Bunun ayırdında olmayan kimi ülkeler de bu yapılanları kendi iktidarlarının selameti için görmezlikten geliyordu. Öyle bir ortam oluştu ki, emperyalist devletlerin tutuşturmuş olduğu ateş, önü alınamaz devasa yangınlara dönüşüyordu.
Bu yangının kendilerini de yakacağını düşünemeyen kimi dar görüşlü Müslüman ülkelerin liderleri, yangını sündürmede görev alacağına körükle üzerine gitmeyi marifet addediyordu.