SON DAKİKA
Hava Durumu

Askıda hayatlar

Yazının Giriş Tarihi: 01.06.2026 08:26
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.06.2026 08:26

Bazı duygular vardır; ne bir kütüphane dolusu kitaba sığar ne de lügatteki tek bir kelimeye. Öylece kalakalırsınız. Şairin o eski sızısıyla fısıldadığı gibi: ‘Geçmişe özlem duymaktan, geleceğe umut bağlamaktan, şu anı yaşayamamaktan...’ Ne bir adım geri gidebiliyoruz ne de bir adım ileri. Zamanın o devasa saati durmuş da biz, akreple yelkovanın arasına sıkışıp kalmış birer toz zerresi gibiyiz.

İnsan, doğası gereği hep ‘başka bir yerde’ olma arzusuyla maluldür. Ya geçmişin o pembe filtreli anılarına sığınır; eski sokakları, eski dostları, eski ‘kendini’ özler ya da geleceğin o sisli ama vaatlerle dolu tepelerine diker gözünü. Oysa geçmiş, boynumuzda taşıdığımız paslı bir hatıra madalyonundan fazlası değildir; gelecek ise çölün ortasında ucu görünmez bir serap...

Peki ya bugün? Avucumuzun içindeki o yegâne sıcaklık, yani ‘şu an’ nerede?

Trajedi tam da bu eşikte başlıyor. Geçmişin yüküyle geleceğin kaygısı arasına gerilmiş ipte, dengesini kaybetmiş cambazlar gibi yürüyoruz. Bir ayağımız dünle kavgalı, bir ayağımız yarınla pazarlıkta.

Ne geri dönecek kadar masumuz artık ne de ileri fırlayacak kadar cesur.

Şu anı yaşayamamak’, modern çağın en sessiz, en sinsi pandemisi. Kahvemizi yudumlarken zihnimizde bir sonraki toplantının masasını kuruyoruz; sevdiklerimizin yüzüne bakarken, biten güzel günlerin hüznünü şimdiden kuşanıyoruz. Hayat, biz planlar yaparken başımızdan aşağı dökülen sağanak bir yağmur gibidir; oysa biz ıslanıp hafiflemek yerine, hep o güvenli ama kasvetli ‘bekleme odalarına’, şemsiyelerimizin altına kaçıyoruz.

Askıda yaşamak; kendi hayatının başrolünü kimseye kaptırmayıp, sahne sırası kendine geldiğinde seyirci koltuğuna oturup kendi filmini izlemektir. Işıklar yanmış, dekor hazır, seyirci nefesini tutmuş ama oyuncu kuliste; ‘acaba’ların, ‘keşke’lerin ve ‘belki’lerin labirentinde kaybolmuş...

Ne bir adım geri, ne bir adım ileri... Bu durağanlık, ruhun kendini koruma refleksi mi yoksa kendi elleriyle ördüğü bir hapishane mi?

Belki de her ikisi. İnsan, neyi beklediğini bilmeden durduğu o ‘araf’ noktasında, aslında yaşamın tam kalbini ıskalıyor.

Yaşamak, sadece nefes alıp verilen biyolojik bir süreç değil; zamanın nehrine gövdeni bırakabilme cesaretidir. Oysa biz; zamanın dışına fırlatılmış, terk edilmiş bir parkta boşlukta sallanan salıncaklar gibiyiz. Kimse binmiyor, kimse itmiyor; sadece rüzgârın insafıyla anlamsızca gidip geliyoruz.

Hayat, biz o askıda kalmayı inatla seçtikçe, bizi beklemeden akıp gidiyor. Geçmişi bir kütüphane gibi raflara kaldırmak, geleceği ise vakti gelince açılacak bir sürpriz paketi gibi masada bırakmak gerekiyor. Aksi takdirde, her gün biraz daha ağırlaşan o ‘askıda kalma’ hissi, bir gün göğüs kafesimizi sıkıştırıp nefesimizi tamamen kesecek.

İşte bu sıkışmışlık içinde insan, kendi acizliğini fark edip zamandan ve mekandan münezzeh olan en adil hakeme sığınmak istiyor.

Unutmayın; mazi sığınılacak bir sığınak değil, sadece bir hafızadır. İstikbal ise bir kurtarıcı değil, bir bilinmezdir.

Gerçek olan, nefes aldığınız bu saniye ve şu an bastığınız topraktır.

Her halimize şükürler olsun.

Allah (c.c.) en büyüktür.

Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.

Kur'an-ı Kerim'de buyrulduğu üzere, Allah hüküm verenlerin en adili değil midir?

Amenna ve saddakna. İnandık ve tasdik ettik.

Allah hüküm verenlerin en üstünü ve hâkimlerin hâkimidir.

Allah en mutlak adaleti sağlayan yegâne kudret sahibidir.

Evet, acısıyla tatlısıyla bir bayramı daha geride bıraktık…

Bayram bazıları için bayram neşesi oldu. Bazıları için de sessiz bir hüzün oldu…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Yükleniyor..
    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.