Modern dünyada bir şehrin gelişmişlik düzeyi artık gökdelenlerinin yüksekliğiyle ya da akıllı kavşaklarıyla ölçülmüyor. Bugün bir kentin "marka değeri", en kırılgan hemşehrisine ne kadar dokunabildiğiyle ve sokağa çıkan her bireyin kendini ne kadar "eşit" hissettiğiyle belirleniyor. Önceki gün Merinos Atatürk Kültür Merkezi Yıldırım Bayezid salonunda düzenlenen "Engelsiz Bursa Buluşması"na yapılan davete icabet ettik. Etkinlik, bize tam olarak bu yeni nesil şehircilik kriterini anımsattı.
Rampalar aşılır, ya önyargılar?
Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın etkinlikteki o can alıcı cümlesi aslında meselenin özetiydi: "Asıl mesele gönüllerdeki mesafeleri kaldırabilmektir."
Hepimiz biliyoruz ki; teknik şartnamelere uygun bir rampa yapmak sadece birkaç saatlik bir iş. Ancak o rampadan geçecek bireye acıyarak değil, hak sahibi bir vatandaş olarak bakabilmek bir zihniyet devrimi gerektiriyor. Bursa’dan yükselen ses, fiziksel engellerin bir şekilde aşılacağını ama asıl mücadelenin zihinlerdeki o "görünmez duvarlara" karşı verilmesi gerektiğini haykırıyordu.
Lütuf değil, hak; yardım değil, eşitlik
Özel gereksinimli bireyler artık toplumun "kenar süsü" ya da "iyilik yapılacak objeleri" olmak istemiyor. Onlar:
Kendi ayakları üzerinde durabildikleri bir iş hayatı,
Yeteneklerini sergileyebilecekleri bir spor ve sanat sahası,
Kısacası, kentin her sokağında "ben de buradayım" diyebilecekleri bir özgürlük talep ediyorlar.
Belediyeciliğin sadece taş döşemek değil, hayatın içine "insan onurunu" döşemek olduğunu gösteren bu vizyon, Bursa’nın vicdan aynasıdır.

Programın belki de en duygusal katmanı, özel gereksinimli evlat sahibi annelerin baş köşeye oturtulmasıydı. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen bu vefa hareketi, sadece bir kutlama değil; bir teslimiyettir. Gecesini evladının nefesine sabitlemiş, sosyal hayattan feragat etmiş o "görünmeyen kahramanların" elinin tutulması, şehrin merhamet damarlarının hala canlı olduğunun kanıtıdır.
Bir şehir, içindeki en sessiz çoğunluğun sesi olabildiği ölçüde güçlüdür. Bursa, bu buluşmayla bir kez daha ilan etmiştir ki; sevginin olduğu yerde engel, empatiyle örülen duvarlarda ise ayrımcılık barınamaz. Güçlü şehirler beton yığınlarıyla değil, birbirine omuz veren insanların vicdanıyla yükselir.
Unutmayalım; engelsiz bir şehir, aslında özgürleşmiş bir toplum demektir.
"En büyük engel sevgisizliktir"
"Engel bedende değil, zihindedir"
"Engelli olmak kusur değil, farklı bir yaşam biçimidir"
"Engelliler sadaka değil, ilgi ve iş beklemektedir"
"Her insan bir engelli adayıdır"
Aşılmaz denilen her engel, birleşen ellerin ve kenetlenen gönüllerin karşısında diz çökmeye mahkûmdur.
