Dünya, sınırların yeniden çizilmeye çalışıldığı, eski ittifakların zemin kaybettiği ve vekalet savaşlarının coğrafyaları birer "cehennem çukuruna" çevirdiği sancılı bir türbülans döneminden geçiyor. İsrail’in yıllardır bölgede yürüttüğü acımasız ve hukuk tanımaz saldırganlık dalgası Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırırken, kuzeydeki Rusya-Ukrayna savaşı küresel fay hatlarını germeye devam ediyor.
İşte tam da bu küresel fırtınanın merkezinde, coğrafi olarak risklerin tam kalbinde yer alan bir Türkiye var. Ancak bu seferki Türkiye, rüzgârın önünde savrulan değil; kendi rotasını çizen, savunma sanayisindeki yüksek teknolojisiyle göz dolduran ve en önemlisi, "kendi göbeğini kendisi kesme" iradesini gösteren bölgesel bir güç.
Bursa Valiliği’nin davetiyle katıldığımız TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un söylemleri son derece kıymetli ve anlamlıydı. Geçtiğimiz gün Bursa’da sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un satır araları dikkatle okunması gereken açıklamaları, tam da bu yeni dönemin ve vizyonun şifrelerini barındırıyor. Kurtulmuş’un konuşmasında üzerinde durduğu en hayati kavram şuydu: "Terörsüz Türkiye."
Türkiye, geride bıraktığımız ilk yüzyılında enerjisinin, gençliğinin ve ekonomik kaynaklarının büyük bir kısmını terör prangası yüzünden toprağa gömdü. Küresel güçlerin fonladığı, silahlandırdığı ve sahaya sürdüğü vekalet unsurları, bu ülkenin kardeşlik harcını bozmak için her yolu denedi.
Ancak bugün geldiğimiz noktada şartlar değişti. TBMM Başkanı’nın da net bir şekilde ifade ettiği gibi, siyaset kurumu üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş durumda. Meclis çatısı altında, partilerin ortak iradesiyle ortaya koyulan vizyon ve yol haritaları, demokratik çözüm iradesinin en somut kanıtı. Meclis, elinde silah olanlara net bir çağrı yapıyor: "Silahlarınızı bırakın"
Çünkü artık bölgedeki jeopolitik realite de terör örgütlerinin aleyhine işliyor. Suriye'deki grupların yeni yönetim süreçlerine entegrasyonu ve bölgeyi karıştırmak için tezgahlanan aktör senaryolarının birer birer fiyaskoyla sonuçlanması, silahı tek araç görenlerin önündeki tüm yolları kapatmış durumda. Artık vadedilen o silahların bırakılmasından ve terörün bu ülkenin gündeminden ilanihaye çıkarılmasından başka bir alternatif kalmadı.
Kurtulmuş’un konuşmasındaki sosyolojik derinliği olan vurgu ise terörsüz bir Türkiye hedefinin sadece "silah bırakmaktan" ibaret olmadığı tespitiydi. Gerçek bir huzur, insanların gönüllerine ve zihinlerine yıllarca zerk edilmeye çalışılan o yapay husumetlerin de sökülüp atılmasıyla mümkün.
Bu topraklarda Türk’ün Kürt’e, Alevi’nin Sünni’ye ayrı bir kaderi, ayrı bir geçmişi yoktur. Bizler, Osmanlı’nın küllerinden cumhuriyeti kurarken de beraberdik, bugün cumhuriyetin ikinci asrında küresel bir aktör olmanın eşiğindeyken de beraberiz. Kültürümüz, bayrağımız ve geleceğimiz bir. İçerideki birliğimizi ve dirliğimizi kusursuz hale getirmediğimiz sürece, dışarıdaki küresel fırtınalara karşı tam manasıyla korunaklı olamayız.
Yıllarca bu ülkenin evlatlarının eline silah tutuşturup onları birbirine kırdıranların ajandası netti: Zayıf, içine kapanmış ve kendi dertleriyle boğuşan bir Türkiye.
Bugün savunma sanayisinde destan yazan, küresel krizlerde arabulucu olan ve "Türkiye Yüzyılı" vizyonuyla ikinci asrına adım atan bir ülkede yaşıyoruz. Numan Kurtulmuş’un da dediği gibi; "Bu ülkenin çocuklarına akıllı olmak yakışır." Küresel efendilerin taşeronluğunu yapma dönemi bitmiştir.
Şimdi, bin yıllık ezeli kardeşliği ebedi kılma, iç cepheyi sağlam tutma ve terör prangalarından tamamen kurtularak geleceğe yürüme zamanıdır. Türkiye, bu tarihi fırsatı kaçırmayacak iradeye de güce de sahiptir.
