2025 yılını geride bırakırken; hem küresel piyasalarda hem de Türkiye ekonomisinde zaman zaman sert rüzgârların estiği, dalgalı ve yorucu bir dönemi tamamladık. Ekonomi tarihine bakıldığında 2025’in, büyük bir “dengelenme ve yeniden ayarlama” yılı olarak anılacağı şimdiden görülüyor.
Korumacılık duvarlarının yükseldiği, ticaret savaşlarının yeniden alevlendiği, merkez bankalarının ise enflasyonla mücadelede ince bir ip üzerinde yürüdüğü bir yılı geride bıraktık. Şimdi gözler, bu sancılı sürecin ardından 2026’nın bir toparlanma mı yoksa yeni bir dalganın başlangıcı mı olacağına çevrilmiş durumda.
2025’in Bilançosu Zor Bir Yol Ayrımı
2025, küresel ekonomi için tam anlamıyla bir yol ayrımıydı. ABD’de yeni dönem politikalarıyla birlikte yükselen gümrük vergileri, küresel tedarik zincirlerinde taşları yerinden oynattı. Ticaretin yönü değişirken, belirsizlik yatırım kararlarını gölgeledi.
Bu ortamda yatırımcıların rotası yine tanıdıktı
Altın ve gümüş gibi güvenli limanlar yıl boyunca rekor üstüne rekor kırarken, gelişmekte olan ülkeler ciddi sermaye çıkışlarıyla karşı karşıya kaldı.
Türkiye cephesinde ise tablo daha netti. 2024’te başlayan sıkı para politikası, 2025’te etkisini göstermeye başladı. Enflasyonda kalıcı bir düşüş eğilimi oluşurken, büyüme yüzde 2,5–3 bandında kalarak “yumuşak iniş” senaryosuna uygun seyretti.
Ancak yüksek faiz ortamı, özellikle reel sektör için yılın en ağır yükü oldu. Finansmana erişim zorluğu, sanayici ve KOBİ’lerin en temel gündem maddesi haline geldi.
2026 Beklentiler mi, Riskler mi?
Eğer 2025 bir “hazırlık ve temizlik” yılıysa, 2026 açıkça bir “karar yılı” olacak.
Küresel Büyüme ve Faiz İndirimleri 2026’da dünya ekonomisinin gözü yine merkez bankalarında olacak.
Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde ne kadar cesur davranacağı, küresel likiditenin yönünü belirleyecek. Küresel büyümenin yüzde 2,8 seviyelerine yükselmesi beklenirken, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri bu büyümenin lokomotifi olmayı sürdürecek gibi görünüyor.
Türkiye’nin Enflasyonla İkinci Sınavı
Türkiye açısından 2026, enflasyonda tek haneli rakamların artık bir “temenni” değil, somut bir hedef haline geldiği yıl olacak. Ekonomi yönetiminin Orta Vadeli Program’a bağlılığı ve öngörülebilirliği, yabancı sermaye açısından belirleyici olmaya devam edecek.
İstihdam
Büyümedeki toparlanmayla birlikte işsizlikte kademeli bir iyileşme mümkün.
Cari Açık
İhracatta pazar çeşitlendirmesi ve enerji ithalatındaki düşüş, cari dengeyi daha yönetilebilir seviyelere taşıyabilir.
Yapay Zekâ ve Dijital Ekonomi
2026 yalnızca faiz, kur ve enflasyonla değil; teknolojiyle de anılacak. Yapay zekâ artık bir “gelecek vaadi” değil, şirket bilançolarında somut verimlilik artışı olarak hissedilecek. Türkiye’nin bu dönüşüme ne ölçüde ayak uyduracağı, uzun vadeli rekabet gücümüzü belirleyecek en kritik başlıklardan biri olacak.
Temkinli Bir İyimserlik
Özetle 2026, 2025 kadar sürprizlerle dolu değil; daha öngörülebilir bir yıl olmaya aday. Ancak jeopolitik riskler ve iklim krizine bağlı gıda enflasyonu ihtimali hâlâ masada duruyor.
Türkiye ekonomisi için 2026’nın anahtar kelimesi açık istikrar.
Elde edilen disiplin korunabilirse, 2026 reel sektör için bir “nefes alma” yılına dönüşebilir.
Unutmamak gerekir ki ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda bir güven meselesidir. 2026’nın, bu güvenin yeniden inşa edildiği bir yıl olması dileğiyle...