Son yıllarda Türkiye ekonomisinde dikkat çekici bir gerçek var;
Büyümenin ve stratejik dönüşümün lokomotifi artık sadece klasik sektörler değil. Yüksek teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek alanlar öne çıkıyor. Bu alanların başında ise hiç kuşkusuz savunma sanayii geliyor.
Bir zamanlar büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye, bugün savunma sanayiinde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda küresel ölçekte ihracat yapan bir ülke konumuna yükseldi.
Bu dönüşüm, askeri olduğu kadar ekonomik ve stratejik bir başarı hikâyesidir.
2000’li yılların başında yüzde 20’lerde olan yerlilik oranı, bugün yüzde 82 bandına dayanmış durumda. Bu kritik eşik, daha önce yurt dışına giden milyarlarca doların "içeride" kalması demek.
Rakamlar Ne Söylüyor?
2000’li yılların başında savunma sanayi ihracatı birkaç yüz milyon dolar seviyesindeydi.
Bugün gelinen noktada tablo çarpıcı
2023 yılında savunma ve havacılık ihracatı 5,5 milyar dolar
2024 yılında ise yaklaşık 7,2 milyar dolar
Yıllık artış oranı: yüzde 29
2025 yılı itibarıyla tarihi bir rekor kırarak 10,56 milyar dolara ulaştı.
Türkiye, küresel savunma ihracatında dünya sıralamasında 11. sıraya yükseldi.
Ancak asıl dikkat çekici olan, bu ihracatın niteliği. Türkiye’nin genel ihracatında kilogram başına ortalama gelir 1,5–2 dolar civarındayken, savunma sanayiinde bu rakam 65 doların üzerine çıkıyor.
Bazı platform ve sistemlerde kilogram başına değer on binlerce doları buluyor. Bu tablo, savunma sanayiinin cari açıkla mücadelede neden bu kadar kritik olduğunu açıkça gösteriyor.
Ekonomiye Etkisi Bir Sektörden Fazlası
Savunma sanayii artık sadece bir üretim alanı değil; ekonomik çarpan etkisi yüksek bir ekosistem haline gelmiş durumda.
Sektörün toplam cirosu 20 milyar doların üzerinde.
Proje portföyü 100 milyar doları aşmış durumda.
Doğrudan ve dolaylı istihdam 100 bin kişiye yaklaşıyor.
Üstelik bu istihdam; nitelikli mühendis, yazılımcı, teknisyen ve Ar-Ge uzmanlarından oluşuyor.
Yani savunma sanayii, sadece iş üretmiyor; beyin gücünü ülkede tutuyor.
Savunma sanayiindeki yükselişin asıl önemi, ekonomik kazanımın ötesinde yatıyor.
Birincisi, teknolojik bağımsızlık.
Ambargolarla, kısıtlamalarla ve siyasi baskılarla şekillenen bir dünyada, kendi sistemini üretebilmek hayati bir avantajdır.
İkincisi, dış politika gücü.
Savunma sanayi ürünleri, aynı zamanda diplomatik etki alanı oluşturur.
Bugün Türkiye, 180’den fazla ülkeyle savunma iş birliği ve ihracat ilişkisi yürütüyor.
Üçüncüsü ise sivil sektörlere yayılma etkisi.
Savunma sanayiinde geliştirilen yazılım, malzeme, elektronik ve üretim teknolojileri; otomotivden enerjiye, sağlıktan uzay teknolojilerine kadar birçok alana aktarılıyor.
Gelecek Perspektifi
Mevcut gidişat, savunma sanayi ihracatının orta vadede 10 milyar dolar bandına ulaşabileceğini gösteriyor.
Ancak bu başarıyı kalıcı kılmak için;
Ar-Ge yatırımlarının sürekliliği
Nitelikli insan kaynağının korunması
Finansman ve kur istikrarının sağlanması
Sivil–asker teknoloji entegrasyonunun güçlendirilmesi hayati önem taşıyor.
Türkiye’nin savunma sanayii, artık yalnızca bir güvenlik alanı değil; ekonomik bağımsızlığın, teknolojik ilerlemenin ve stratejik aklın somut karşılığıdır.
Bugün yükselen ihracat rakamları, artan küresel görünürlük ve gelişen yerli üretim kapasitesi bize şunu söylüyor;
Savunma sanayii, Türkiye ekonomisinin sessiz ama en güçlü kaldıraçlarından biri haline gelmiştir.